Orta Doğu'da 20. gününe giren yangın, durmaksızın yoluna devam ediyor. Bu çatışma, enerji hatlarını ve değerli madenler olan altın ve gümüş gibi kaynakları tehdit ederken, turizm sektörünü de olumsuz yönde etkiliyor. Peki, bu savaş Türkiye'nin turizm alanında ne gibi etkiler yaratacak? Orta Doğu'daki çatışmaların dünya genelindeki ve ülkemiz üzerindeki yansımalarını Turizm Uzmanı Ufuk Seçgin, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş'un sorularını yanıtlayarak değerlendirdi.

(Görseller AI ile temsilidir)
İran–ABD–İsrail ekseninde yükselen bu çatışmanın küresel turizm üzerindeki belirgin etkileri neler oldu?
Ufuk Seçgin: Turizm sektörü, jeopolitik krizlere en hızlı yanıt veren alanların başında geliyor, çünkü güven, ulaşılabilirlik ve operasyonel süreklilik gibi unsurlara dayanıyor. Bu krizle birlikte etkiler anında görülmeye başlandı. On binlerce uçuş iptal edildi; Körfez hava sahasındaki kapanmalar yüzünden gündelik binlerce sefer askıya alındı ve yüz binlerce yolcu bu durumdan etkilendi. Avrupa ile Asya arasındaki kritik bağlantı noktaları devre dışı kalınca, küresel hareketlilik hüsrana uğradı.
Ek olarak, bu krizle ilgili en önemli unsurlardan birinin enerji alanında yaşandığı aşikâr. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği ve günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün transit geçtiği en önemli enerji yolu. Bu alandaki riskler, petrol fiyatlarını artırarak 100 doların üzerinde seyretmesine neden oldu.
Böylece havayolu maliyetleri yükseldi ve bu durum, özellikle fiyat duyarlılığı yüksek olan segmentte tatilin maliyetini katlayarak artırdı.

Karmaşık Bir Krizle Karşı Karşıyayız
Ayrıca, gübre ticaretindeki aksaklıklar tarımsal maliyetleri yükseltti; bu da gıda enflasyonu üzerinden turizm sektörünün bütçelerini kabarttı. Tüm bu gelişmeler, turizmin enerji, gıda ve ulaşım alanlarında çok boyutlu bir krizle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Orta Doğu, deniz yollarıyla taşınan üre miktarının yaklaşık yüzde 40 ila 50'sini sağlıyor.
Bu durumda oluşacak bir kesinti, Hindistan, Bangladeş ve Brezilya gibi büyük tarım ekonomilerinde ciddi tedarik sıkıntılarına yol açabilir. Bu ülkeler alternatif kaynaklardan gübre temin etmek zorunda kalacakları için, küresel fiyatlar yükselişe geçiyor ve bu artış Türkiye de dahil olmak üzere tüm pazarlara sirayet ediyor.

Ülkemiz açısından bu durumun dolaylı fakat son derece önemli etkileri olabilir. Artan gübre maliyetleri tarımsal üretim giderlerini tırmandırarak gıda enflasyonunu artırıyor. Gıda fiyatlarındaki bu yükseliş, özellikle her şey dâhil sistemle çalışan turizm işletmelerinin maliyetlerini doğrudan etkileyecek.
Üstelik, bu kriz yalnızca kendine özgü değil. Rusya, küresel gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 15 ila 19'una hâkim. Böylece, Rusya-Ukrayna savaşı, bu pazarı zaten zor durumda bırakmıştı. Hürmüz Boğazı'ndaki risk ile birleşince ortaya çıkan durum, küresel ölçekte bir "üçlü bağımlılık krizi" haline geliyor. Ülkeler, hem Orta Doğu'ya hem de Rusya'ya bağımlı alternatif kaynaklarla sıkışmış durumdalar.
Sonuç olarak, bu kriz artık sadece bölgesel bir mesele değil; küresel turizmin mobilite, enerji ve gıda maliyetleri açısından çok katmanlı biçimde etkilendiği sistemik bir risk haline gelmiştir.

Uçuş İptallerinin Sırtındaki Yük
Körfez Bölgesi'nde günde 600 milyon dolarlık bir gelir kaybından söz ediliyor. Dubai ve Doha gibi merkezlerin imajı zarar görürken, turist akışı hangi yeni destinasyonlara kayıyor?
Ufuk Seçgin: Körfez ülkeleri, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, küresel turizmin en kritik transit ve lüks merkezleri arasında oluyordu. Ancak, savaş ve hava sahası kapanmaları, bu yerleri en fazla etkilenen bölgeler haline getirdi. Dubai'deki otel doluluk oranlarının yüzde 60–80 seviyesinden yüzde 20'nin altına düşmesi, talep şokunun ne derece güçlü olduğunu açıkça gösteriyor.
Bu etki sadece Körfez ile sınırlı değil. Maldivler, Tayland, Malezya ve Endonezya gibi destinasyonlar da ciddi bir şekilde etkileniyor. Zira bu bölgelere seyahat eden yolcuların büyük bir kısmı, Abu Dabi, Dubai ve Doha aktarmalı uçuşları kullanıyordu. Dolayısıyla bu uçuşların iptali, bu destinasyonlara olan talebi de doğrudan azaltmıştır.

Türkiye, Güçlü Bir Alternatif
Turizm talebi yok olmaz, yön değiştirir. Şu anda Türkiye, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika gibi daha güvenli ve erişilebilir destinasyonlara doğru yoğun bir kayışa sahne oluyor.
Bu aşamada Türkiye’nin son yıllarda yaptığı stratejik yatırımların etkisi belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Özellikle İstanbul Havalimanı, küresel ölçekte bir bağlantı noktası olarak Türkiye’nin ve İstanbul’un alternatif bir merkez olarak öne çıkmasına katkı sağlıyor. Körfez merkezlerinin geçici zayıfladığı bu dönemde, Türkiye, bu boşluğu doldurabilecek en güçlü aday konumundadır.

Türkiye bu krizde riskli bir bölge mi yoksa alternatif bir güvenli rota mı olarak ortaya çıkıyor?
Ufuk Seçgin: Türkiye, coğrafi konumu sebebiyle hep çift yönlü bir algıya sahiptir. Ancak pratikte, kriz dönemlerinde genellikle güvenli alternatif destinasyon olarak öne çıkmaktadır.
Bugün Türkiye, özellikle yaz sezonu ve yaklaşan tatil dönemleri için güçlü bir alternatif olarak konumlandırılıyor. Antalya ve Ege Bölgesi başta olmak üzere rezervasyonlarda artış göstermiştir.
Bu noktada Türkiye'nin son yıllarda izlediği dış politikanın da önemli bir rolü bulunmaktadır. Türkiye, çevresindeki birçok çatışmaya rağmen denge politikası izleyerek doğrudan çatışmalardan uzak kalmayı başardı; bu da ülkenin güvenli destinasyon algısını güçlendirdi.

Ayrıca, savunma sanayi ve askeri kapasiteye yapılan yatırımlar, Türkiye’yi sadece güvenlik anlamında değil, uluslararası algı açısından da daha güçlü ve güvenli bir ülke olarak konumlandırmaya katkı sağladı. Bu yatırımlar, aynı zamanda güçlü bir caydırıcılık oluşturarak potansiyel tehditleri azaltmakta ve ülkenin doğrudan bir çatışma riskiyle karşılaşma ihtimalini de düşürmektedir. Bu durum, turizm açısından güvenli ülke algısını pekiştiren önemli bir unsurdur.
Son dönemde dış politikada elde edilen bazı somut sonuçlar da bu algıyı desteklemektedir. Terör tehdidinin azalması, turizm açısından en hassas konulardan biri olan güvenlik algısını doğrudan güçlendirmektedir. Müşterilerin büyük çoğunluğu, risklerin turistik alanlardan uzak olduğunu bilerek Türkiye’yi güvenli bir destinasyon olarak görmeye devam ediyor.

Umre Seyahatlerinde İptaller
Bu güne kadar rezervasyon iptalleri yaşandı mı? Özellikle Antalya, İstanbul ve Kapadokya gibi lokasyonlarda rezervasyon iptallerinin yaşanmasını bekliyor musunuz?
Ufuk Seçgin: Elbette, iptaller yaşanıyor, fakat bu durum segmente göre değişiklik gösteriyor. Özellikle BAE, Katar ve Suudi Arabistan gibi Körfez bağlantılı destinasyonlarda önemli iptaller görülmekte.
Umre seyahatlerinde dahi iptaller meydana geliyor. Medine ve Cidde havalimanları açık ve güvenli olmasına karşın, yolcuların çoğunluğunun Körfez havayollarını tercih etmesi, uçuş iptallerinin zincirleme bir etki yaratmasına yol açıyor.

Türkiye içinde en dayanıklı destinasyon olarak Antalya öne çıkarken, İstanbul ve Bursa gibi şehir destinasyonları, bazı Avrupa ve Asya pazarlarında algıya daha açık olduğu için daha fazla etkilenebiliyor. Doğu Karadeniz de Körfez turistlerinin seyahat edememesi nedeniyle dolaylı etkileniyor.
Öte yandan, Türkiye'nin destinasyonuna özellikle Avrupa pazarından yönelen talep kaymaları gözlemlenmektedir. Ancak bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil. İspanya, Fas ve Mısır gibi alternatif destinasyonların da bu krizden faydalandığı görülüyor. Bunu bu ülkelere olan artan satışlarımızla net bir şekilde görebiliyoruz. Dolayısıyla mevcut tablo bir fırsat yaratıyor fakat rehavete kapılma zamanı değil. Küresel turizm rekabeti oldukça yoğun ve Türkiye’nin rekabet gücünü sürdürmesi için aktif bir şekilde çalışmaya devam etmesi gerekiyor.

Savaşın Uzaması Tehdidi Derinleştirir
En belirleyici faktör, savaşın süresi olacaktır. Şu anki iptaller görece sınırlı kalsa da, eğer savaş uzarsa özellikle Arap pazarından gelen yeni rezervasyonlarda kayda değer bir düşüş yaşanabilir. Zira bayram sonrası yaz sezonu rezervasyonlarının hızlanması gereken bir döneme giriyoruz. Bu nedenle gelecek haftalarda rezervasyon trendinin yönü, savaşın seyrine sıklıkla bağlı olacaktır.
Türkiye’ye gelen turist profilinde bir değişim gözlenir mi?
Ufuk Seçgin: Evet, Körfez pazarında kısa vadede düşüş beklenirken, Avrupa pazarında bir artış öngörülmektedir. Daha önemlisi, turist davranışlarının değişmekte olduğu gözlemleniyor. Artık insanlar yalnızca destinasyonu değil, güvenlik ve esneklik de satın alıyor. Kısa uçuşlar, güvenlik algısı ve esnek rezervasyon seçenekleri giderek daha fazla dikkate alınmakta. Türkiye bu kriterlerde avantajlı bir pozisyondadır.

Savaşın turizm gelirlerine etki süresi ne olacaktır?
Ufuk Seçgin: Kısa vadede net bir şok etkisi hissediyoruz. Global ölçekteki faaliyet gösteren Halalbooking platformu özelinde baktığımızda, Ekim ayından bu yana ortalama yüzde 60 büyüme yaşamıştık. Ancak, son gelişmeler bu güçlü trendin tersine döndü ve Mart ayında yaklaşık yüzde 40’lık bir daralma yaşadık.
Yüzden fazla ülkeden rezervasyon alan ve bu ülkelerle beraber 100’den fazla destinasyona müşteri gönderen bir şirket için bu durum oldukça anlamlı. Zira, kış sezonu boyunca talebin önemli bir kısmı Körfez ülkelerine yöneliyor. Dolayısıyla bu düşüş, büyük oranda BAE, Katar ve Suudi Arabistan kaynaklı iptallerden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra mevcut veriler, bu düşüşün büyük ölçüde Mart ayı ile sınırlı kalacağını gösteriyor. Yaz sezonunun hızla yaklaşmasıyla birlikte Türkiye gibi alternatif ve güvenli görülen destinasyonlarda talebin tekrar güçlü bir şekilde artacağını öngörüyoruz.
Makro ölçekte benzer bir tablo söz konusu. Bölgedeki günlük kaybın yaklaşık 600 milyon dolarlık turizm geliri olduğu ifade ediliyor. Bazı projeksiyonlar ise Orta Doğu turizminde yüzde 10 ila 25 arasında bir daralma riski bulunduğunu göstermekte. Bunun ötesinde, Körfez hava sahasındaki aksaklıklardan dolayı küresel hava trafiğinin yaklaşık yüzde 14’ünü etkileyen bir kırılma meydana geldiği, bu etkinin sadece bölgesel değil, küresel boyutta olduğunu kanıtlıyor.

Orta vadede ise iki alternatif senaryo öne çıkıyor. Eğer kriz kısa sürede sona ererse, Türkiye gibi alternatif destinasyonlar pazar payı kazanacaktır. Nitekim şu an, Fas, Mısır, İspanya ve Bosna gibi destinasyonlara ve özellikle Antalya ve Ege bölgesine yönelen rezervasyon artışı gözleniyor.
Bu noktada Türkiye’nin sağlam turizm altyapısı ve İstanbul’un global bir bağlantı merkezi olarak yükselişi, talep kaymasını karşılayabilecek kapasitede olduğunu gösteriyor. Son yıllarda yapılan stratejik yatırımlar, Türkiye’nin sadece bir destinasyon değil, aynı zamanda alternatif bir bağlantı merkezi olarak öne çıkmasına yardımcı olmaktadır.

Türkiye'nin Dayanıklı Turizm Stratejisi
Türkiye, bu kriz döneminde nasıl bir turizm stratejisi izlemeli?
Ufuk Seçgin: Bu süreçte en kritik unsurların başında güven iletişimi gelmektedir. Türkiye, kendisini net bir şekilde kriz bölgesinden ayrıştırmalı ve güvenli, erişilebilir bir destinasyon olarak tanıtmalıdır.
Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek için Türkiye’nin uçuş kapasitesini artırması da son derece önemlidir. Yeni hatların açılması, daha büyük uçakların kullanıma girmesi, uçuş frekanslarının artırılması gerekecektir. Çünkü talep yön değiştiriyor, fakat bu talebi karşılayabilmek için gereken kapasite oluşturulmazsa fırsatlar kaybedilebilir.
Türkiye’nin son yıllarda ulaştırma ve altyapı alanında gerçekleştirdiği stratejik yatırımlar, bu kapasite artışını mümkün kılacak güçlü bir temel oluşturuyor. Eğer bu adımlar etkili bir şekilde atılırsa, Türkiye sadece Körfez ülkelerinden gelecek talep kaybını telafi etmekle kalmaz, aynı zamanda mevcut güçlü kaynak pazarlardan daha fazla pay alabilir. Aynı zamanda yeni pazarlara açılmak da kritik bir mesele haline gelmiştir.
Türkiye ayrıca turizmdeki çeşitliliği daha güçlü bir şekilde anlatmalıyı. Ülkeye yalnızca deniz, kum ve güneş destinasyonu olarak bakmak yeterli değil. Türkiye, çok daha geniş ve zengin bir ürün yelpazesine sahiptir.

Türkiye: Bir Turizm Cenneti
İstanbul, Bursa, Efes, Konya ve Güneydoğu Anadolu gibi alanlarda güçlü bir kültürel, tarihi ve gastronomi turizmi; Kapadokya gibi eşsiz deneyim sunan destinasyonlar; sağlık, termal ve wellness turizmi; kayak turizmi, macera turizmi ve cruise turizmi gibi birçok alternatif ürünü barındırıyor.
Özellikle helal dostu turizm segmenti, Türkiye için önemli bir rekabet avantajı oluşturmasına rağmen yeterince tanıtılmıyor ve desteklenmiyor. Oysa bu segment, özellikle Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya, Körfez ve diğer Müslüman pazarlar için büyük bir potansiyele sahip.
Bu nedenle Türkiye'nin bu süreçte yalnızca kapasitesini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda ürün çeşitliliğini doğru bir şekilde anlatan, yeni pazarlara açılan ve farklı segmentleri hedefleyen multidisipliner bir turizm stratejisi geliştirmesi gerekir.

Savaşın Uzaması Durumunda Alınacak Acil Önlemler
Ufuk Seçgin: Savaşın uzadığı takdirde, daha yapısal ve koordineli adımlar atılması gerekecektir. Havayolu kapasitesinin korunması, artan maliyetler karşısında sektörün desteklenmesi ve tur operatörlerinin teşvik edilmesi kritik olacaktır.
Ancak en önemli konu algı yönetimidir. Turizmde gerçek riskten çok algılanan risk belirleyici bir faktördür. Eğer bu algı doğru bir şekilde yönetilmezse talep kaybı kalıcı hale gelebilir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin mevcut konumunu doğru bir şekilde değerlendirmek de önemlidir. Türkiye, güçlü turizm altyapısı, geniş konaklama kapasitesi ve deneyimli sektör yapısıyla, bu tür kriz dönemlerinde hızlı bir adaptasyon gerçekleştirebilen nadir ülkelerden biridir.
Son 2–3 yılda artan maliyetler sebebiyle Türkiye bazı pazarlarda daha pahalı bir destinasyon olarak algılanmaya başlamıştır. Ancak mevcut kriz ortamında Orta Doğu'daki alternatif destinasyonların devre dışı kalması ya da zayıflaması durumunda, Türkiye tekrar önemli bir rekabet avantajı elde edebilir.
Özellikle Körfez ve Müslüman dostu turizm segmentindeki alternatiflerin azalması, Türkiye’ye yönelik talebin artmasına neden olabilir. Dolayısıyla mevcut durum, sadece bir risk değil, aynı zamanda Türkiye turizmi için önemli bir fırsat sunmaktadır.

Kaynakların Çeşitlendirilmesi Gerekiyor
Ancak burada bir denge sağlamak da göz ardı edilmemelidir. Türkiye'nin önü açılırken, aynı zamanda Körfez ülkelerinden gelen talepte de bir düşüş beklenmektedir. Zira birçok yolcu, uçuş iptalleri veya güvenlik endişeleri nedeniyle seyahat edemeyecek. Dolayısıyla, tek bir kaynak pazarına aşırı bağımlılık risklidir ve bu durum, kaynak pazarlarının çeşitlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir.
Sonuç itibarıyla, turizm ile küresel istikrar arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor. Savaşlar belirsizlik yaratır ve hareketliliği sınırlar; barış ise güven üretir ve turizmi büyütür. Turizmin sürdürülebilirliği, küresel sistemin istikrarına bağlıdır.